Radyo Lider
Müzik neden anıları canlandırır?
Müzik neden kulağa hoş gelir?
Müzik yaşlıların hafızasına iyi gelmiyor
İsmail YK nın yeni imajı

Radyo neden sadece müzik kutusu olarak değerlendiriliyor?

Radyo neden sadece müzik kutusu olarak değerlendiriliyor?

Yaşamın tam ortasında, güven veren, samimi bir dost o. Üzerindeki narin danteliyle yıllarca evlerin en güzel köşesinde yer aldı. İnsanları etrafında birleştirip evlerin neşesi oldu. Yeni mekanı eskici arabaları ya da antikacılar olan vefalı dostun bugün boynu bükük.

Derinlerden çok uzaklardan gelen bir ses, bizi o ahşap, dikdörtgen kutunun başında saatlerce oturup beklemeye alıştırdı. Sonra da bağımlılık yapıp yediden yetmişe tüm aile fertlerinin kadim dostu oldu ‘radyo’. Büyüklerimize sorsak, neredeyse Cumhuriyet’in kuruluşundan beri o, insanın acı-tatlı her an yanında oldu. Mesut Cemil’in sesinden ajanslar dinlenir, Halit Kıvanç’ın anlatımıyla maçlarda coşulurdu. Orhan Boran’ın ‘Yuki’si ile gülünür, ‘Arkası Yarın’lar merakla beklenirdi. Küçüklere masallar anlatılır, fasıl heyeti dinleyenleri başka dünyalara götürürdü. Radyo tiyatroları ise edebiyat ve tiyatrodan beslenen sanatsal bir anlatı şekliydi. Söz vefadan, anılardan açılınca neredeyse bir canlının dünyaya gelişi kadar, icadıyla insanlığı heyecanlandıran radyonun tarihine kısa bir yolculuk yapalım istedik.

En genel tanımıyla kitle iletişim araçlarından birisi olan radyo, çeşitli sanat dalları ve haberleşme yollarının bileşimi aslında. Kelime anlamı; Latincede radius (ışın) sözcüğünde gelen radyonun temel üretimi yayın. İtalyan mucit Guglielmo Marconi, 1890’dan 1895’e kadar arkadaşlarıyla beraber Brandly Tüpü adı verilen ve radyo dalgalarını saptamak için kullanılan bir aracı geliştirmeye çalışır. Beş sene süren bu geliştirme işlemi başarıyla sonuçlanır. Ama Marconi değil, arkadaşı Popov, Mors alfabesini kullanarak anlaşılır bir radyo dalgasını iletmeyi başarır (1896). Marconi de boş durmaz, Popov’dan habersiz aynı işi o da yapar. Marconi, Popov’un olduğu yerde barınamayacağını anlayınca, İngiltere’ye gider. Burada radyosuna patent alır. Bu icattan sonra radyo çeşidi her geçen gün artar. Lee De Forest ve Edwin Howard Armstrong gibi isimler Amerika’da radyo teknolojisine büyük katkıda bulunur. Devrelerle değişik yönler kazandırırlar cihaza. 1947’de bulunan transistör, radyo tarihinin devrimi olma özelliğini taşır. İcadı böyle meşakkatli olunca radyo da haliyle kıymete biner. İstasyonlardaki yayın masası, bu aracın her şeyi olur.

Radyo zaman ilerledikçe gelişir, değişir, yenilenir ve insanların hayatındaki yeri her geçen gün büyür. Sürekli ilk radyo istasyonunun 2 Kasım 1920’de Amerika’da kurulmasına karar verilir. 1922’ye kadarki süreçte ABD’de 382 radyo istasyonu açılırken ilk yayın, yaklaşık bin kişiye ulaşır. Aynı yıl İngiliz yayıncılık şirketi BBC kurulur. 1922’de Fransa ve SSCB’de, 1923’te Almanya’da, 1927’lerde ise Arjantin ve Avustralya’da istasyonlar kurulur. Türkiye’de ise ilk radyo, 1927 yılında Türk Telsiz Telefon Anonim Şirketi’nce İstanbul’da hizmete açılır. Yayınları kaydedecek teknoloji olmadığı için ilk yayınlarda neler vardı, kimler ne çaldı, kimler ne söyledi, neler konuşuldu pek bilinmiyor. Ama 1927 yılından II. Dünya Savaşı’na kadar geçen sürede radyoculuk emekleme devresini geride bırakıp artık olgunlaşma dönemine adım atmaya başlar. Bu süreçteki iniş-çıkışlar, zor şartlar, baskı ve propaganda aracı olarak kullanılması radyonun gelişmesine engel olmaz. Aynı dönem, pek çok uluslararası konferans, antlaşma ve çalışmalara tanıklık eder ve bir anlamda radyoculuğun olgunlaştığı evre olur. Nitekim programlı yayınların başlaması ile bu olgunluk had safhaya ulaşır. Radyo hemen hemen bütün eğlence yerlerini olumsuz etkiler. Tiyatro ve gece kulüplerinin çoğu kapanır, konser dinleyicileri azalır, buna karşılık radyo dinleyicileri artar.

Radyolar, 1928’de yeni Türk harflerinin kamuoyuna anlatılmasında da önemli rol oynar. 1936’ya gelindiğinde dönemin hükümeti çıkardığı bir kararnameyle radyo yönetimini ele alır. Telsiz Telefon Anonim Şirketi’nden devlete devredilen radyolar, Türkiye Radyo ve Televizyon Kurumu’nun (TRT) kuruluşunu başlatacak yeni bir döneme girer. 1930 ve 40’lı yıllarda program tür ve içerikleri belirlenir. İlk kez ‘manevî yayınlar’ kapsamı içinde yer alabilecek programlar yayınlanır. 1936-1940 yılları arasında işçi ve gençliğe seslenen programlar revaçtayken, 1936’da başlayan Ankara ve İstanbul radyolarında çocuk yayınları yapılır. 1938’de Muzaffer Sarısözen önderliğinde Yurttan Sesler Topluluğu oluşturulur. 1942’de ise Ankara Radyosu’nda ilk Radyo Çocuk Kulübü kurulur.

Darbelerin gölgesinde

Radyo yayıncılığı 1939’dan itibaren dünyada ve Türkiye’de yaşanan gelişmelerin bitmek bilmediği bir döneme girer. II. Dünya Savaşı’nı başlatan olaylar geliştiğinde savaş rüzgârları, harbe katılmadığı halde Türkiye’yi de etkiler. Dünyayı saran buhranlı yılların ardından ülkemizde Erzincan’da meydana gelen depremde 40 bin kişinin hayatını kaybetmesi sonucu yayıncılıkta olağanüstü hal ilan edilir. Basın–yayın ve propaganda araçlarının tek elde toplanması şart olur. Mayıs 1940’ta radyolar Matbuat Umum Müdürlüğü’ne bağlanır.

Her geçen gün farklılık arz eden radyo yayıncılığı siyasi süreçlerin gölgesinde varlığını devam ettirmeye çalışır.1946-1960 yıllarında çok partili dönemi yaşayan Türkiye’de birçok alan gibi yayıncılık da değişir. Bu yıllar arasında programların ortalama yüzde 70’inin müzik, 

yüzde 28’inin ise söz yayınlarından oluştuğu görülüyor. Söz programları içinde ‘Serbest Konuşmalar’ adlı programların genel yayın için önemli olduğu biliniyor. Aynı dönemde sağlık, kadın, ev ve aile yaşamına ilişkin programların varlığı da gözlerden kaçmıyor.

Radyolar tematikleşiyor

Ülkede yaşanan her olay gibi 27 Mayıs 1960 darbesi de radyo yayıncılığında yenilikleri beraberinde getirir. Aynı tarihte, Türkiye’de iktidar bir kez daha el değiştirir. Hükümet bu kez seçimle değil, yeni yapılan 1961 Anayasası ile belirlenir. Bir kararnameyle, İstanbul, İzmir, Ankara, Adana, Antalya, Gaziantep, Kars ve Van’da il radyoları açılır. Anayasa gereğince hazırlanan yasa ile TRT’nin kurulmasına karar verilir. Aradan geçen yıllar ve iletişim araçlarının gelişmesi yayıncılığı her geçen gün ileri götürür. Öyle ki, 1974’te 24 saat aralıksız ortak yayına geçen TRT-1 radyolarına TRT-2 eklenir. 16 saat süren ortak yayınla TRT-2’de haber bültenleri, yorum, açıkoturum, kültür-sanat programlarıyla kaliteli müziğin her türüne yer verilir. TRT-3’ün de bu gruba katılmasıyla Türkiye’de ilk defa tematik yayıncılığın temelleri atılır. 1963’te İstanbul ve Ankara’da İstanbul Radyosu Kültür Yayınları Prodüktörlüğü’ne başlayan Nursel Duruel, tam da olaylar silsilesinin bitmek bilmediği dönemde çalışır. Ona göre, 12 Mart 1971 darbesiyle demokrasinin kesintiye uğraması sonucu, radyoculukta o ilk dönemin gerisine düşülür. 12 Eylül darbesi ise radyo yayıncılığında daha derin yaralar açar. Duruel, o dönemi şu sözlerle anlatıyor: “12 Eylül 1980 darbesi daha sert geldi. Çok acı çekildi. Yüz bir meslektaşımız işten uzaklaştırıldı, başka kurumlara sürgün edildi. Sözcükler bile yasaklandı. Radyo metinlerinde hangi sözcüklerin kullanılacağı, hangilerinin kullanılamayacağı çarşaf çarşaf listeler halinde önümüze konuldu.”

Radyo işlevini kaybetti mi?

İlk yıllardaki radyo dinleme heyecanı günümüzde yerini farklı alışkanlıklara bıraktı. Birçok kişiye göre daha ilk dönemlerinde radyolar bu özelliklerini, müzik ve eğlence yayını yapan bir kutuya dönüşerek kaybetti. Bazıları ise radyonun şimdilerde sadece bir müzik kutusu olarak değerlendirilmesini haksız buluyor. “Ne oldu da radyo en hızlı ve güvenilir haber kaynağı olma özelliğini kaybetti?” derseniz işin uzmanları konuyu farklı değerlendiriyor.

İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nilüfer Pembecioğlu, radyonun işlevsel olarak hâlâ hayatımızda olduğunu düşünüyor. Ona göre, var olan teknolojik gelişmeler ve geleceğe ilişkin düşünceler, hep daha iyiyi hedeflediği için, günümüz gençliği ve bireysel-toplumsal dönüşümler, radyoyu tahtından indiriyor. Oysa radyo, çok basit, işlevsel ve değerli bir iletişim aracı. “Radyo dinleme alışkanlığı, teknolojik gelişmeyle beraber değişti.” diyen Pembecioğlu, kitle iletişiminin yirmi birinci yüzyılda, çok farklı bir dönüşüme uğradığını, avuç içine sığan cep telefonlarının, geleceğin tüm iletişim biçimini ele geçirdiğini anlatıyor. Tüm bu yenilik ve kolaylıkların, insanların radyonun tek ve en etkin iletişim aracı olduğu zamanlardaki heyecanı geri getiremediğinden dem vuruyor. Yirminci yüzyılın sihirli kutusu radyonun ülkemizdeki geçmişi ile dünyadaki geçmişinin neredeyse eşzamanlı olduğunu belirten Nursel Duruel, ülkemizin sağlam bir radyoculuk birikimi olduğuna inanıyor. Duruel olumlu gelişmeler olduğunu söylese de, sitem etmeden geçemiyor. Ona göre radyo, yirminci yüzyıl Türkiye’sinin gereksinimlerini inişli çıkışlı bir seyir içinde karşıladı. Artı olan özellikleri kimi zaman çok iyi değerlendirilse de, bazen ihmal edilip geriye itildi.

Galatasaray Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Özden Çankaya’ya göre ise 1927’den bu yana radyo, bir eğitim ve kültür aracı işlevi yüklenen bir sanat kurumuydu. Özel radyoculuğun yaygınlaşmasıyla, bir müzik kutusu ya da sabahları gazete haberlerini okuyan sesli bir gazeteye dönüştü. Çankaya, radyonun hâlâ bir medya aracı olarak kendi özgünlüğünü kavrayabilmiş ve ortaya koyabilmiş olmadığını düşünüyor: “Bir dönem yeterli ekibe sahip olmayan radyolar, program maliyetlerinden kaçarak müzik yayını yapmaya başladı. Haber verme işlevini yitirdi.” Ama bunlar, ona göre radyonun hayatımızdan çekilmesi için geçerli sebep değil. Yeni dönem radyo yapımcıları, eskiye özlem duyanlara alternatif sunabilir.

Bir zamanlar, radyodan başka alternatif olmadığı için insanların bu ahşap kutunun başında daha çok heyecanlandığı aşikâr. Geçmişte ailenin dostu, arkadaşı olan radyo, zamanla bireye seslenen bir yayın aracı istikametinde değişim gösteriyor. 20. yüzyılda her ne kadar teknoloji ile hemhal olsa da bu durum, yeninin eskiyi yok edeceği anlamına gelmiyor. Radyo her geçen gün gündelik yaşama daha çok girip daha işlevsel, kullanışlı ve enerjik bir cihaza dönüşüyor. Tarzı, içeriği, anlayışı değişse de kültürel bir değer olan önemli bir iletişim aracı olma görevini sürdürüyor. t.kaplan@zaman.com.tr

Bilgi Etiket : Radyo neden sadece müzik kutusu olarak değerlendiriliyor? Kısa Bilgi Radyo neden sadece müzik kutusu olarak değerlendiriliyor? Kısaca ilgili bilgi

Son Bilgiler
Rastgele Bilgiler

Uzun Sözün Kısası Türkiye'nin Lider Radyosu. Mobil Radyo İndir Radio Lider Canlı Yayın Radyo Dinle Tüm Hakları Saklıdır © 2015